Arşiv | Mart, 2008

KEYİFLİ BİR AKŞAM VE DAVET SOFRASI

31 Mar
Cuma akşamı Aşçı Yamağı ile arkadaşlarımızı evimize davet ettik. Benim gibi blog sahibi olan ve süper şeyler yaratan Edicim ve eşi Ömer ile küçük adam Ali’nin annesi Hande ve babası Tolga ile beraberdik. Bu buluşmayı sağlayan şey beylerin okul arkadaşı olması. Sayfamdan takip edebileceğiniz gibi, Edi ile facebook aracılığı ile birbirimizden haberdar olmuştuk ve beylerin eskiye dayanan dostluğu nedeniyle kısa zamanda tanışmıştık. Ancak görüşme isteğimiz geçen zamanın yoğunluğuna takıldı ve 2. buluşmayı ancak 4 ay sonra bizim evde gerçekleştirebildik. Beyler okul arkadaşı olunca ortak konu çoktu, onlar sohbet ederken biz de, yemek, çocuk, dekorasyon ve tasarım üzerine konuştuk. Hande de Eda gibi takı yapmaya ve tasarlamaya meraklı olunca çabucak kaynaştılar ve akşamımız keyifli bir sohbet eşliğinde lezzetli yiyeceklerle geçti.

Ben yemek davetlerine 2-3 gün önceden hazırlanmaya başlarım, önce yapılacakları düşünür, alışverişimi yapar ve hangi şeyleri, hangi sırayla pişireceğimi belirlerim. Sofrayı da 1 gün önceden hazırlamaya başlarım. Süslü sofraları sevdiğim için kullanacağım örtü, peçete, bardak, tabak gibi şeyleri önceden masama dizerim. Yukarıda soframızdan görüntüler mevcut, sizlere fikir vermesi amacıyla soframızı boşken de görüntüledim. Tabi daha önce sözverdiğim gibi sofra düzeni konusunda pek birşey yazmamış olmam da sebeplerden biriydi:) Şarap kadehinden yansıyan görüntüyü ise çok beğendim…

Menümüzde

Közlenmiş biber sarma
-Avakado ezmeli pastırma ruloları
Zeytinyağlı yaprak sarma
-Parmesanlı salata
Domates çorbası
Ispanaklı bonfile
Kestaneli ve portakallı pilav
-Zeytinli ve cevizli ekmekler
Çikolatalı pasta

vardı. Domates çorbası, yaprak sarma ve pastanın linklerini ekledim. Salatayı, akdeniz yeşillikleri, salatalık, havuç, domates, kırmızı ve yeşil biber, mısır ve parmesan peyniri ile yaptım ve zeytinyağı, limon ve balsamik sirke ile tatlandırdım. Pastırma rulolarının fikrini ise Pastacı’dan aldım, ancak içini onun ki gibi değil, daha önce yaptığım guacamelo sosa çok yakın bir şekilde yaptım. 1 adet olgun avakadoyu ezip, içine 1 diş sarmısak, 1/2 limon suyu, tuz, 1 adet çok ince doğranmış yeşil biber (tatlı), 1 çay kaşığı toz kişniş ekledim ve çemensiz pastırma dilimlerine sürüp rulo yaptım. Akşamın diğer tarifleri olan közlenmiş biber, ıspanaklı bonfile ve kestaneli pilavın tariflerini ise sırayla paylaşacağım. Afiyet olsun…

PASTAKOLİK VE ÇİKOLATALI PASTA

30 Mar
Yaman Ayşe’nin harika tasarımıyla logosu sayfalarımızı şenlendiren, Sevgili Özlem’in ev sahipliğini yaptığı Pastakolik etkinliği için son gün ve bu nedenle tarifim kenarda bekleyen ekmek tarifinin önüne geçti. Gerçi ekmek biraz daha bayatlayacak, çünkü sırada iki davet sofrası var. Biri bizim evden, diğeri blogcular buluşmasından. Etkinlik için şeker hamurlu bir pasta yapmayı düşündüm önce ama sonra pasta kitaplarımı karıştırırken çikolata ile çalışmaya karar verdim. Tabi itiraf etmeliyim ki düşündüğüm pasta bu değildi, cuma akşamı evimizdeki davete hazırlanırken versiyon değiştirip, pratik bir pasta haline dönüştü. Limonlu ve kahveli bir kek hazırlayarak, ganaj ile krema yaptım, arasına kahveli drajeler ile fıstık üzerine ise hazır süslemelerden serpiştirdim. Detaylı tarif ise şöyle;
Malzemeler:
– 5 iri yumurta
-1+ 1/4 su bardağı toz şeker
-1 su bardağı süt
-1 çay bardağı sıvıyağ
-1.5 su bardağı un
-2 yemek kaşığı kakao
-1 limonun kabuğunun rendesi
-1 paket kabartma tozu
-1 çay kaşığı vanilya aroması
-1 yemek kaşığı nescafe
-1/2 su bardağı kahveli, çikolatalı draje
-1/2 su bardağı antep fıstığı
-1 yemek kaşığı süsleme şekeri
Krema için:
-300 ml krema
-200 gr bitter çikolata
-200 gr sütlü çikolata
Yapılışı:
Önce kekimizi hazırlıyoruz. Bunun için oda sıcaklığında tuttuğumuz malzemelerimizden yumurtaların beyaz ve sarılarını ayırıyoruz. Sarılara şekerimizi ekleyip, iyice çırptıktan sonra, ayrı bir kapta kabarana kadar çırptığımız yumurta aklarımızı ilave ediyoruz. Karışımımızı tekrar çırptıktan sonra, süt ve sıvıyağımızı ekliyoruz. Ayrı bir kapta unumuzu ve kabartma tozumuzu karıştırıp, yavaş yavaş karışımımıza ilave ediyoruz. Sıvı vanilyamızı da ekledikten sonra karışımımızın 1/3’ünü ayırıp, kalan kısmına 2 yemek kaşığı ılık suda erittiğimiz neskafeyi ve kakaomuzu ilave ediyoruz. Ayırdığımız 1/3’lük kısma ise limon kabuğu rendemizi ekliyoruz.
Kek karışımımız hazır, ben keki iki ayrı kalıpta pişirdim amacım kekte ekoseli bir hava yaratmaktı, ama başaramadım, bu nedenle size tavsiyem kakaolu kısmı tek kalıpta, limonlu kısmı ayrı kalıpta pişirmeniz ve bu şekilde iki renkli ve lezzetli yapmanız, benimkisi alttaki fotoğrafta görebileceğiniz gibi karışık renkli oldu:( Tabi isterseniz sadece limonlu veya sadece kakaolu, kahveli kek hazırlayabilirsiniz. Kekimizi yağladığımız 22cm’lik kalıplara boşalttıktan sonra önceden ısıtılmış 160 derece fırında 40 dakika kadar, kürdan testi yaparak pişiriyoruz. Kekimiz oda sıcaklığına gelince kalıptan çıkarıyoruz. Gerekiyorsa dengesiz kabaran kısımlarını düzeltmek için bıçak yardımıyla traşlıyoruz. Kakaolu keki yanlamasına keserek iki kat olmasını sağlıyoruz. Ben keki bir gün buzdolabında beklettim, ama isterseniz soğuduktan sonrada kremasını kaplayabilirsiniz.
Krema için kaynama noktasına kadar ( kaynamasına izin vermeden) ısıttığımız sıvı kremanın içine parçalara ayrılmış çikolatamızı ilave ediyoruz, sürekli karıştırarark çikolatalarımızın erimesini sağlıyoruz. Bu karışımdan pastanın üzerine dökmek için 1/3’ünü ayırıp, kalanını mikserle çırpıpkatılaşmasını sağlıyoruz. Kremamızı kakaolu kek katlarımızdan birinin üzerine sürüp, arasına kahveli drajelerimizden ve antep fıstığımızın yarısını serpiştiriyoruz. Sonra limonlu kekimizi koyuyoruz ve tekrar çikolatalı kremamızdan sürüp, kalan draje ve fıstığımızı serpiştiriyoruz. Kalan kakaolu keki kremanın üzerine yerleştirip, çırpmadan ayırmış olduğumuz çikolatalı ganajı pastanız üzerine döküyoruz. Ganajımız kendi kıvamıyla akıp, pastamızın üzerine ve kenarlarına yayılacaktır. Son olarak gerekirse boşluk kalan kenarlara gamaj sürüp, üzerine süslü şekerler serpiştirip, pastamızı tamamlıyoruz. Buzdolabında 2-3 saat dinlendirdikten sonra dilimleyerek servis yapıyoruz. Afiyet olsun….

TAHILLI YOĞURT ÇORBASI

23 Mar
Yeni anne Lama’nın, konusu hepimiz için faydalı olan etkinliğinin son günü de geldi, ben bu etkinliğe uzun süredir bekleyen bir tarifle katılmak istiyorum. Tarif yine annemden. Bizim evde özellikle kışları oldukça sık pişirilen yoğurt çorbası. Bu çorbanın yaygın ismi yoğurt çorbası ama içimden böyle demek gelmedi, çünkü o zaman basit bir çorba gibi düşünülebilir, oysa bu çorba oldukça lezzetli ve içindeki tahıllar nedeniyle besleyici bir çorba. Yapımı da biraz zahmetli olduğu için açıkcası ben pek yapmıyorum. Annem geldiğinde veya eve gittiğimde mutlaka istediğim bir yemek oluyor. Bu kadar reklam yaptıktan sonra gelelim çorbamızın tarifine;

Malzemeler:

Malzemeler: (6 kişilik)

-1 kg süzme yoğurt
-1 çay bardağı haşlanmış yarma (aşurelik buğday)
-1 çay bardağı haşlanmış nohut
-1 yumurta
-1 tatlı kaşığı un
-1 çay kaşığı tuz
-1 tatlı kaşığı nane
-1/2 çay bardağı haşlanmış yeşil mercimek
-5-6 bardağı soğuk su

Sosu için:

-1 yemek kaşığı zeytinyağı
-1 tatlı kaşığı nane
-1 yemek kaşığı salça
-1 yemek kaşığı su
Yapılışı:
Öncelikle malzeme listesinde bahsettiğim yarmanın ne olduğunu açıklayacağım. Yarma buğdayın kaynatılıp, kurutulmasından sonra, dövülmesi ile elde edilen bir tahıl, genellikle aşurelik buğday ismiyle tanınıyor ve keşkek yapımında da kullanılıyor. Çorbamızı yapmak için öncelikle yarma ve nohutumuzu haşlıyoruz ancak iyice yumuşamalarına izin vermiyoruz, çünkü çorbamızı pişirirken yumuşamalarını istiyoruz. Derin bir tencerede, süzme yoğurdumuzu, haşlanmış yarmamızı, nohutumuzu ve yumurtamızı karıştıyoruz. Sonra unumuzu, tuzumuzu ve nanemizi ekleyip, tekrar karıştıyoruz ve suyunu ilave edip, pişirmek üzere ocağa alıyoruz. Çorbanın biraz zahmetli olduğundan bahsetmiştim, zahmeti pişirme aşamasında önümüze çıkıyor. Çorbamız kaynayana kadar, sürekli karıştırıyoruz, kaynadıktan sonra yarma ve nohut iyice yumuşayana kadar pişirmeye devam ediyoruz. Bu aşamada daha önceden haşladığımız mercimeğimizi de ekliyoruz. Tüm malzemeler yumuşayıp, çorbamız kıvam alınca ocaktan alıyoruz. Ocaktan alırken taze nanemiz var ise biraz daha doğranmış taze nane ilave edebiliriz. Bundan sonrası için dikkat etmemiz gereken şey çorbanın soğuma süreci, çünkü yoğurt çorbası olduğu için kesilme ihtimali var, bunu önlemek için yine karıştırarak soğutmamız gerekiyor. Annem bu süreci hızlandırmak için, çorba tenceresini, soğuk su dolu bir kaba alır ve karıştırmaya devam eder. Çorba oda sıcaklığına geldikten sonra korkmaya gerek yok. Tabi biz çalışan hanımlar için biraz vakit alacaktır ama bir kere olsun denemenizi tavsiye ederim, eminim lezzetini beğeneceksiniz. Ayrıca bu çorbanın çocuklar için de faydalı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım, içindeki tahıllar sayesinde besin değeri yüksek bir yemek oluyor. Çorbamızın sosu ise klasik, az yağ ile nanemizi ve salçamızı kavurup, suyunu ilave edip, kıvamını ayarlıyoruz. Benim fotoğrafımda sos yok maalesef, o gün böyle çekmişim fotoğrafı. Siz damak tadınıza göre ister sosla isterseniz sade olarak hazırlayabilirsiniz. Afiyet olsun…
Çorba meraklıları ayrıca ÇORBALAR bölümünü ziyaret edebilirler.

CEVİZLİ BAKLAVA

21 Mar
Annemin tarifleri olmasa siteye yeni birşeyler yazamayacağım şu sıralar, yoğunluğum devam ediyor, o nedenle mutfağa sadece akşam yemekleri için pratik şeyler yapmak üzere giriyorum. Ama yakın zamanda yeni tariflerle döneceğim diye umuyorum.
Ben şerbetli tatlılardan en çok annemin baklavasını severim. Bizler için bayramların en güzel yanlarından biri annemin baklavasını yemektir. Annem artık yanında olmadığımız için bayram harici pek yapmıyor baklavayı ama İstanbul’a gelirken yapmış, biz de afiyetle yedik. Tarifmize gelince;

Malzemeler:

Malzemeler: (1 tepsi için)

-1 su bardağı yoğurt
-1 su bardağı süt
-1 su bardağı sıvıyağ
-2 yumurta
-1/2 paket kabartma tozu
-1 çay kaşığı tuz
-1/2 limon suyu
-Un
-1 su bardağı buğday nişastası
-2 su bardağı dövülmüş ceviz
-125 gr tereyağ-1/2 su bardak sıvıyağ

Şerbeti için:

-4 su bardağı toz şeker
-3 su bardağı su
-2 küçük limon tuzu veya 1/2 limon suyu

Yapılışı:

Nişasta, ceviz, tereyağ ve 1/2 su bardak sıvıyağ ve un haricindeki tüm malzemelerimizi karıştırıyoruz. Unumuzu azar azar ekleyerek hamurumuzu yoğuruyoruz. Kulak memesi kıvamına gelince 1 saat kadar üzerini kapatarak dinlendiriyoruz. Sonra hamurumuzu 20 beze yapıp, her bezeyi nişasta yardımıyla güllaç yufkası inceliğine gelene kadar açıyoruz. Yufkalarımızın çapı 40 cm’ye yaklaşık olacaktır. Açtığımız her yufkayı biraz kuruması için üst üste gelmeyecek şekilde seriyoruz. (Annem bu işlemi temiz mutfak örtülerini evin her tarafına sererek yapar, bazen 2-3 tepsi baklava yaptığı düşünülürse, evde yufka sergisi açılmış gibi olur:) Hafifçe kuruyan yufkalarımızı yağladığımız fırın tepsimize, 3-4 adet üst üste diziyoruz ve her 3-4 katta bir arasına ceviz serpiştiriyoruz. Bir tepsi için 20 kadar yufka yeterli oluyor. Son yufkamızı tepsiye koyduktan sonra, baklavamızı kesiyoruz, ben bu konuda çok hünerli değilim ama sizler, çapraz, kare veya çiçek oluşturacak şekilde kesebilirsiniz. Fotoğraftakiler çapraz kesilmiş olanlardan. Kestiğimiz baklavamızın üzerine 125 gr tereyağını eritip, içine yarım su bardak sıvıyağını ekliyoruz ve döküyoruz. Önceden 160 dereceye ısıttığımız fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Şerbet için 4 su bardağı toz şekeri, 3 su bardağı su ile kaynatıp, kıvam almaya başladığı sırada limon tuzu veya suyunu ekleyip, ocaktan alıyoruz. Pişmiş ve soğumuş baklavamızın üzerine, parmağımızı hafif yakacak sıcaklıktaki şerbetimizi kaşık yardımıyla döküp, tatlının şerbeti çekmesi için 2-3 saat bekletiyoruz. Afiyet olsun…

PAZI SARMASI

17 Mar
Uzun bir ara oldu, hem hiç istemeden, işyerindeki yoğunluk, son günlerde üst üste ters giden işler birleşince mutfaktan ve blogdan uzak kaldım. Bazı tatsızlıklar devam etsede, isteksizliğimi üzerimden atarak, 2 haftadır kenarda bekleyen pazı sarması tarifini yazayım dedim.
Tarife geçmeden önce Blogumun yeni yaşını kutlayan, sayfama ziyaret ve yorumlarla bana destek ve cesaret veren herkese teşekkür ederim.
Pazı sarması annemin bize yaptığı yemeklerden biri, sırada yine annemden bir tarif var, arayı bu kadar uzatmadan onu da sizlerle paylaşmayı umuyorum. Tarife geçmeden önce pazı hakkında bazı bilgiler vermek istiyorum.
Kış ya da yaz mevsimlerinde yaprakları sebze olarak yenilen Pazı bitkisi, ıspanakgillerdendir. Anayurdu Akdeniz havzası, Anadolu, Kafkasya ve Ortadoğu olan bitkinin yabani örneklerine ülkemizdeki kırlarda rastlanmaktadır. Pazı çeşitlerine göre koyu veya açık yeşil renklidir. Yaprak sapları da çeşitlere göre yeşil ya da bazen kırmızı renkli olur. Yaprak kenarları düz ya da dalgalı, yaprak ayaları kıvırcık veya düz yapılıdır. Pazı, A vitamini kaynağı betakaroten, C vitamini ve folik asit yönünden zengin bir bitkidir. Özellikle yaprak sapları kırmızı renkli olan pazılarda A vitamini oranı yüksek olur. Pazının diğer besin değerleri ıspanağınkine çok yakındır. Pazı yaprakları, içerdiği demir ve folik asitle kansızlığı önler.
Faydalı bilgilerden sonra gelelim tarifimize;

Malzemeler:(4 kişilik)

-2 demet pazı
-1 su bardağı pirinç
-250 gr kıyma
-1 yemek kaşığı salça
-1/2 çay bardağı sıvıyağ
-1 orta boy soğan
-7-8 dal maydanoz
-Tuz, karabiber, kırmızıbiber

Yapılışı:

Pazı yapraklarını yıkayıp, büyükçe bir tencerede kaynayan suda haşlıyoruz (bu işlem kısa olmalı yaprakların dağılmaması için), 1-2 dakika kaynayan suda beklettiğimiz pazıları tencereden alıp, soğuk sudan geçiriyoruz. Pazı yapraklarını hazırlayınca içimizi hazırlamaya geçiyoruz. Yıkayıp, süzdüğümüz pirince, kıymamızı, salçamızı, ince kıyılmış soğan ve maydanozumuzu, sıvıyağımızı, tuz ve baharatlarımızı ekleyip iyice karıştırıyoruz. Pazı yapraklarını sarılacak büyüklükte parçalara kesiyoruz ve her parçaya içten koyup, parmak şeklinde sarıyoruz. Sardığımız lpazıları, pişireceğimiz tencereye sıkı sıkı dizerek yerleştiriyoruz ve 1,5 su bardağı suya 1 tatlı kaşığı salça ekleyip, üzerine dökerek orta ateşte 30 dakika kadar pişiriyoruz. Yanında yoğurtla servis yapıyoruz. Afiyet olsun…

ALACARTE 1 YAŞINDA

9 Mar

Geçikmiş bir yazı oldu bu, blogum aslında 1 Mart’ta 1 yaşına girdi ama çok yoğun ve keyifsiz geçen haftada bir türlü fırsat bulup yazamadım. Güzel paylaşımlar, yeni dostluklar edinmeme vesile olan blogum 1 yaşında. Ben de gecikmeli de olsa, yalnız kutlamak istemedim….