Arşiv | Mart, 2011

>PORTAKALLI VE BULGURLU PIRASA

8 Mar

>

Bulgurlu Pırasa

Blogumun 4. yaşını kutlarken, blogların kapalı olması çok can sıkıcı. Benim sayfamda bir blogger sayfası ama kendi alan adımı almış olduğum için sayfama erişilebiliyor, bazı bölümler de sorun olsa da sayfa çalışır durumda. Ama bu durumu değiştirmiyor, arkadaşlarım yokken buraların tadı da yok. Bu yanlışlığın düzeltilmesi gerektiğini biliyorum ve bekliyorum. Bloga yazmak da aynı nedenle içimden gelmedi ama neden duralım bekleyelim dedim, yasakları kabul etmek olacaktı bloga yazmamak.

Havaların iç karartıcı hali de devam ediyor, ben bu yıl soğuklardan çok sıkıldım, zaten bir arkadaşımın duyduğu bir habere göre bu kışın havası daha çok kadınlarda olmak üzere depresyon eğilimlerinlerini arttırmış. Neyse ki az kaldı şurda en fazla bir hafta on gün içinde bol bol güneş görüp, eski enerjimize kavuşuruz. Bu iki keyifsiz durum üzerine daha keyifli bir konuya geçelim…
Sebze yemeklerini genelde bir şey eklenecekse pirinç ile yaparız, neden bilmiyorum ama aile evimde de ıspanak, pırasa gibi sebzeler genelde biraz pirinç ilavesi ile pişerdi. Sade de yapılırdı ama eklenen nedense pirinç olurdu. Son yıllarda ise suçlanan beyaz pirinç nedeniyle yerini daha çok bulgur aldı. Ben genelde bulguru pirince tercih ederim. İstanbul’da yaşamaya başlayana kadar pek yemezdim pirinç pilavını, dışarda yemek yemek zorunluğu başlayınca ve restoran tabaklarının rakipsiz eşlikcisi pirinç pilavı olunca alıştım, şimdilerde seviyorum da, içine birşeyler ekleyince daha da güzel oluyor ama yine de bulgur…
Böyle düşünerek yaptım bu yemeği. Son zamanlarda dikkat ettiğim bir diğer konu da yemekleri mümkün olduğunca ekstra su eklemeden, sebzelerin suyu ile pişirmek. Çok su içermeyen sebzelerde ise yakışacak ise portakal ve limon suyundan faydalanıyorum. Bu şekilde pişen yemeğin lezzetinin başka olduğunu söylemem şart ve sizlere de şiddetle tavsiye ediyorum. Sebzenizin suyu azsa, yakışıyorsa domatesin suyundan faydalanın veya uygun meyve sularından, lezzet farkını göreceksiniz. Pratik ve sağlıklı tarifimiz şöyle;
Malzemeler:
– 3-4 dal pırasa (500 gr)
– 1 adet havuç
– 1 adet kırmızı biber
– 1 adet portakal
– 2 yemek kaşığı zeytinyağ
– 1 adet limon
– 1/2 su bardağı bulgur (ince)
– Tuz
Yapılışı:
Pırasalarımızı yıkayıp, gerekiyorsa dış yapraklarını temizledikten sonra kalın halkalar şeklinde doğrayalım (ben genelde doğrama sonrasında tekrar yıkama yapıyorum aralarda kalan toprak vs olabilir diye), havucumuzun kabuklarını soyup, yine halka halka doğrayalım. Kırmızı biberimizi doğralım. Tencerimize zeytinyağımızı koyup, havuç ve biberimizi ekleyelim ve hafifçe kavuralım. Daha sonra pırasamızı ekleyelim ve kavrularak hafifçe yumuşamasını sağlayalım. Sonra bulgurumuzu ekleyip, üzerine sıkılmış portakal ve limon suyumuzu ilave edip, tuzumuzu ayarlayarak, kısık ateşte, bulgurumuz yumuşayana kadar 15-20 dakika kadar pişirelim. Servis yaparken taze nane yapraklarıyla süsleyebiliriz. Afiyet olsun….

Bulgurlu Pırasa

>ALACARTE 4 YAŞINA GİRDİ VE YENİLENDİ

1 Mar

>

nazar

İnanması zor geliyor ama tam 4 yıldır bu sayfadan ağırlıklı olarak yemek tarifleri ve hayatımdan kesitler paylaşıyorum sizlerle. Ama açıkcası bu defa başka, çünkü tam 4 yıl geçmiş, dile kolay, bir web günlüğünün ömrü için hatırı sayılır bir zaman.

Şimdi başa dönüp, maceranın başlangıcına gitmek istiyorum. Taaa en başa:) Ben ufak bir kız çocuğuyken de meraklıydım mutfağa, bir çoğunuza klasik gelecek ama evde yapılanları izler, misafirliklerimizde de çay saati tariflerinin peşini kovalardım. Tarif biriktirmeye daha mutfağa girmeden önce başlamıştım. Biraz büyüyüp, elimden bir şeyler geleceğine inanınca annem, mutfağa da girdim, annemin yardımıyla, kurabiye, kek, poğaça yapmaya başladım. Sonraları ise tamamen kendi başıma. Üniversite yıllarına kadar daha çok çay saati tarifleri ile tatlılar ilgi alanımdı, bir de yılbaşı sofralarımız için yeni yemekler denemek. (Yıllar sonra görüştüğüm pek çok tanıdığımızın ilk sorusu hala pasta-börek yapıyormusun oldu, yani hafızalara böyle yer etmişim:) Okul hayatında evde yalnız kaldığım zamanlar olunca 3-5 klasik yemek de listeye eklendi, çalışma hayatıyla birlikte daha çok dışarda yemek yemeye başlayınca da, restoranlarda yeyip, beğendiğim yemekleri içlerinde ne var, nasıl yapılmış gözüyle yedim ve pek çoğunu evde de uyguladım. Tabi kırılım noktam pek çoğumuz gibi evlilik oldu. Zaten mutfağa ve yeniliklere meraklı olan ben, ev halkının (eşim) doyurulmasından sorumlu:) olunca ve bol bol misafir ağırlamaya başlayınca daha fazla yenilik aradım ve blog dünyası ile tanıştım. İlk zamanlar tarif bulduğum bu sayfaların birer “günlük” olduğunu bile anlamamıştım. Ama bir süre sonra benim de paylaşabileceğim şeyler var diyerek “alacarte-neslos.blogspot.com” adresinde yazmaya başladım. Blogun ilk açılışı çok sancılı oldu benim açımdan. Daha önce de bahsetmişimdir çok fazla teknik bir insan değilim ve blogu oluşturup, yazı yayınlar hale gelmek zor olmuştu ve kaç kere vazgeçip bırakıp, sonra tekrar hevesle bilgisayar başına geçmiştim. O nedenledir ki hesabı Şubat 2007’de açmama rağmen ilk yazımı Mart 2007’de yayınlayabilmiştim. Tabi sonraları alıştım, öğrendim, artık sayfa düzenimi kendim yapabiliyorum, eklemeler, düzenlemeler yapabiliyorum blogger kodlarında:) 2008 yılı başlarında ise “http://www.neslos.com/” alan adını alarak, blogumu buradan yayınlamaya başladım ve zaman zaman seyrekleşse de yazılarıma ve tariflerime bu adreste devam ediyorum. Zaman içinde blogum bir günlük olmanın ötesine geçti ve çocuğum gibi benimsedim, blogger ve alan adı erişim sorunları çok üzdü ama bu zorlukları da geçirerek bugünlere geldik.

DSCN769-1Bu sayfayı açtığımdan beri hayatımda büyük değişiklikler de yaşadım; hem ev hem de iş değiştirdim, hastalıklar, mutlu günler geçirdim. Pek çok tanıdığım ve bir çok dostum oldu. Blogumun hayatıma kattığı en önemli şeylerin başında geliyor bu dostlar. Bir diğer kazanımım ise mutfak ve yemek konusunda çok bilgilendim, deneyimlendim, tüm bunlar çok güzel değil mi?

Blogum yeni yaşına girerken yenilensin istedim, zaten geçen hafta şablon ile ilgili sıkıntılarım olduğu için değişiklik yapmıştım ama pek içime sinmemişti, haftasonu uğraşıp blogumu yenledim, ben çok sevdim yeni görünümünü, umarım sizler de beğenir, benimsersiniz. Kendi adıma blogumun paylaşımlarla, dostlarla büyümesini, daha üretken olmasını, nice yaşlar almasını diliyorum. Hepinize sevgilerimle…

Nice yaşlara ALACARTE……….