Arşiv | Etkinlik RSS feed for this section

RUDOLPH VAN VEEN’İN MUHTEŞEM HAMURUYLA MERCİMEKLİ BÖREK

3 May

Mart ayının ilk günlerinde harika bir etkinliğe davetliydim. Kitchen24 kanalının dünyaca ünlü şefi Rudolph Van Veen konuk ettiği Gaggenau‘nun muhteşem showroomunda çok keyifli bir deneyim yaşadım. Hollandalı şef Rudolph son derece sıcak, içten, eğlenceli ve tevazu sahibi bir insan. Benimle birlikte davetli olan blogger arkadaşlarıma kendi deneyimlerini paylaşırken anlattıkları keyifli olmanın yanısıra, eğiticiydi.
Rudolph mesleğini aşkla yapan bir insan, konuşması sırasında hayatta mutluluğu sağlayan 3 şeyi müzik, sevgi ve yiyecek olarak sıraladı. Buna katılmamak mümkün değil sanırım. O gün Rudolph Vaan Veen’in sıcak sohbeti eşliğinde Gaggenau’nun hayranlık veren(mümkün olsa tüm mutfağı değiştirecek kadar) fırınıyla, tek hamurla hem tatlı hem tuzlu pişirdik, yedik ve eğlendik. Ben de çok beğendiğim bu hamuru hemen haftasonu misafirlerim için hazırladığım börek için kullandım.

Bu böreği normalde milföy hamuru ile yapıyorum ama bu defa bu hamuru kullandım ve yiyenlerden tam not aldı. Milföye alternatif olacak lezzetteki hamurun ve böreğin tarifi şöyle;

Malzemeler:

– 285 gr un
– 130 gr krem peynir
– 170 gr soğuk tereyağı
– 3 yemek kaşığı soğuk su
– 1,5 yemek kaşığı sirke
– 1 çay kaşığı kabartma tozu
– Az tuz

İç Harcı İçin:

– 1 su bardağı haşlanmış yeşil mercimek
– 1 orta boy soğan
– 1 yemek kaşığı zeytinyağı
– 1 tatlı kaşığı salça
– Tuz, karabiber

Üzeri İçin:

– 1 yumurta sarısı
– Haşhaş tohumu

Yapılışı:

Hamurumuz için, unumuzu derin bir kaba alıp, ortasını havuz gibi açarak tüm malzemelerimizi ekliyoruz ve yoguruyoruz. Hamur bütünleştiği zaman streç filme sarıp, buzdolabında 1 saat dinlenmeye bırakıyoruz. (Ben hamuru akşam hazırlayıp, sabah kullandım)
Böreğin iç harcı için; ufak küp şeklinde doğradığımız soğanı zeytinyağında soteliyoruz, sonra salçamızı ekleyip, daha sonra da haşlanmış mercimeğimizi ilave ediyoruz. Son olarak tuz ve karabiberle lezzetlendirdiğimiz harcımızı ocaktan alıyoruz ve soğumaya bırakıyoruz.
Dinlendirdiğimiz hamurumuzu, merdane yardımıyla, 1cm kalınlığında açıyoruz. Yuvarlak bir kalıp veya büyük bir su bardağını kullanarak hamurdan yuvarlaklar kesiyoruz. Her bir hamur parçasının bir kenarına, mercimekli harcımızdan koyuyoruz ve hamurun boş kalan kısmını harcın üzerine kapatarak, kenarlarını elimizle bastırıyoruz. Fırın tepsisine aldığımız minik böreklerimizin üzerine, yumurta sarısı sürüp, haşhaş tohumu serpiştirdikten sonra, önceden ısıtılmış 180 derece fırında 30 dakika, üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun…

MSA ELECTROLUX AUDITORIUM’DA MEHMET GÜRS İLE "TAZE BİR BAKIŞ"

28 Oca

MSA Auditorium Mehmet Gürs

2012 yılının ilk yazısı 2011 yılında katıldığın son etkinliklekle ilgili. 19 Aralık 2011 Pazartesi akşamı MSA’nın yeni Auditorium’unun tanıtıldığı ve Mehmet Gürs’ün yeni pişirme teknikleri hakkında bir demo sunumu yaptığı keyifli, ilginç ve bilgilendirici davete katıldım.
MSA’yı pek çoğunuz biliyorsunuz, Mehmet Aksel’in kurduğu profesyonel aşçılık okulu, kendi deyimleriyle “mutfağın okulu”. MSA öncülüğünü yine göstererek Elektrolux’ün katkılarıyla ileri teknoloji mutfak donanımına sahip 150 kişi kapasiteli bir Auditorium hazırlamış MSA içerisinde. Bu salonda yerli şeflerin yanısıra, 20’den fazla yabancı şef ağırlanmış ve pek çok tanıtım, pişirme demosu gibi organizasyon yapılmış.
Benim katıldığında bu organizasyonlardan biriydi. Davet günü 2012’ye sayılı gün kalması nedeniyle yeni yıl buluşması olarak düzenlenmişti. Etkinlik Mehmet Aksel’in konuşması ile başladı, ardından Elektrolux Türkiye Genel Müdürü Semih Orcan bir konuşma yaptı ve sahneyi şef Mehmet Gürs’e bıraktı.
Mehmet Gürs “A Fresh Look/Taze Bir Bakış Açısı” ismini verdiği demo sunumunda, geleneksel lezzetlere yeni pişirme teknikleri uygulanmasına örnekler verdi. Bundan önce ise bulunduğumuz coğrafyada pek çok kültürün harmanlandığından, pek çok şey için olduğu gibi yemek konusunda da köklerin öneminden bahsederek Anadolu’daki doğal mutfağı anlattı. Bu mutfağı keşfetmek için yaptığı seyahat ve çalışmalardan bahsetti.
Mehmet Gürs demo sunumunda 3 tabak hazırlandı. Bunlardan biri sucuklu yumurta idi. Ancak hepimizin alışık olduğu gibi sucuğu pişirip, yumurtayı kırmadı üzerine, uygun hava ve nem koşullarında kurutulmuş sucuk toz hale getirilmişti ve yumurtayı pişirmek için gereken uygun sıcaklık denemeler sonucunda tespit edilmişti. Bir derecenin yaratacağı farkı bize örnekleriyle gösterdi Mehmet Gürs.
İkinci tabak tarhana, tuzlu yoğurt, kuzu kol ve firik pilavından oluşan bir tabaktı ama bu tabak da yeni pişirme teknikleriyle hazırlanmıştı ve en çarpıcı tarafı ise tarhananın farklı bir şekilde kullanılmasıydı.
Üçüncü tabak ise kabak tatlısı idi, tabi kireç kaymağında bekletilmiş bir kabak tatlısı. Bunun yanında ise Antep fıstığının erken hasat dönemindeki adı olan “kuş boku” dondurması ve tahin vardı.
Bu sunum geleneksel tatların, tesadüflerden çıkarılarak, çalışılarak elde edilen bilgilerle hazırlanması konusunda bir örnek ve mutfağın gerçek bir kimyası olduğunun çok güzel bir kanıtı idi. İlginç olan şeylerden biri de salonun havalandırma sistemi sayesinde yemek hazırlıklarında çıkan kokuyu kesinlikle hissetmememizdi.
Sunum tamamlandığında ise MSA şefleri ve öğrencilerinin hazırladığı yemeğe katıldım, yeni lezzetler ve içkiler eşliğinde keyifli sohbetlerle geçti akşam. Ben de bu davet sayesinde daha önce etkinlik ve kurslar sayesinde tanımış olduğum MSA’nın dünya sıtandartlarındaki salonunu da keşfetme fırsatı bulmuş oldum….
MSA kolaj

>ÖZSÜT PASTA YARIŞMASI VE ÖZSÜT ATÖLYE

26 Oca

>Final Pasta Yarışması Logosu

Özsüt’ü hepimiz nefis tatlılarıyla tanıyoruz, son zamanlarda ismini başka ürünleri ile de duymaya başladık. Televizyon reklamlarında çok güzel bir pasta reklamı var rastladınız mı bilmem ama ben ve eşim çok beğendik. Özsüt markasını tatlıcı olmanın dışına taşıma çalışmaları yapıyor. Bunlardan ikisi bu yazının konusu oldu. Biri Özsüt’ün bu yıl 2. sini gerçekleştireceği “Benim Özsüt Pastam” yarışması. Yarışma başvuru tarihleri 15 Ocak-21 Mart tarih aralığı ve 18 yaşından büyük, pasta yapmayı seven herkes katılabilir. Yarışma için daha detaylı bilgiye http://www.ozsut.com.tr/ adresinden edinebilirsiniz. Yarışmanın ödüllerinin de gayet tatmin edici olduğunu belirterek diğer konuya geçmek istiyorum.
Diğer konumuz ise “Özsüt Atölye“. Şu an için İstanbul’da 3, İzmir’de 2 şubesi bulunan Özsüt Atölye dünya mutfaklarından seçmelerin yeraldığı menüsü ile çok keyifli bir mekan olmuş. Özsüt ekibi heyecan ve emek ürünü olan bu farklılığı tanıtmak için blogger arkadaşlarımızla buluştuğumuz bir yemek organize etmişti geçen ay. Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz buluşmada menüde yeralan lezzetlerin çoğunun tadımını yapmış olduk ve tüm lezzetlerin tam not aldığını söyleyebilirim. Bu keyifli mekanı ve Özsüt’ün yeni yüzünü tanımanızı tavsiye ederim. Şimdiden afiyet olsun…

özsüt buluşma

KEYİFLİ BİR "SOFRA"DA BULUŞMA

5 Kas
sofra-4

Geçtiğimiz ay içerisinde çok keyifli ve yeni bir SOFRA‘ya konuk oldum. Sofra dergisini hepimiz biliyoruz ve ben de uzun süredir abonesiyim. Derginin yeni açılan web sayfası için düzenlenen bir kahvaltıya davet edildim ve bu kadar özel bir ismi duyunca heyecan içerisinde etkinliğe katıldım. İyi ki katılmışım, çünkü Sofra Dergisi’nin yöneticileri ile tanışma ve sohbet etme fırsatının yanı sıra pek çok blogger arkadaşımla buluşmanın keyfini yaşadım.

Sofra Dergisi’nden Esra Düzdağ’ı ve Neslihan Demir’i pek çoğumuz “Kültür Aşı” programından tanıyoruz. Türk Mutfağı’nı sahiplenen ve gelişmesine katkıda bulunan yaklaşımları “http://www.sofra.com.tr/” adresi ile internet dünyasına da taşınmış oldu.
“mmmm.sofra.com.tr” sloganı, hem derginin internet sayfasında hem de yukarıdaki fotoğrafta görebileceğiniz gibi, bize hediye edilen sevimli kupalarda yeralıyor. Ayrıca sofranın sınırsız menüsü ile radyolarda da sık sık duyuyorum son günlerde. Yandaki fotoğrafda Hünerli Mügecim iki Neslihan arasında kalma fırsatını yakalamıştı, umarım dilekleri gerçekleşir.

Adile Sultan Sarayı’nda gerçekleşen güzel etkinliğin detayları ve fotoğrafları için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca benim mini flickr setimi görebilirsiniz.

Not: Bu yazıdaki fotoğraflar için Mügeciğim eşi sevgili Sinan’a çok teşekkürler.

SENSODYNE BLOGGER BULUŞMASI

6 Haz

sensodyn-2

Şimdiye kadar blogda yiyecekler hazırlanma ve yapılma aşamasıyla yeraldılar. Bu yazımda ise yemek sonrası sağlığımızla ilgili bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Geçen pazar Nişantaşı Sofa Otel’de Sensodyne Blogger buluşmasına katıldım. Buluşmanın amacı, Sensodyne’in yeni çıkarmış olduğu “Sensodyne Hızlı Rahatlama ve Uzun Süreli Koruma” diş macunu idi. Glaxo Smith Kline Tüketici Sağlığı Bölümü Grup Marka Müdürü Sema BULUÇ şirket geçmişi, geniş ürün yelpazeleri ve yeni çıkan ürün hakkında, Doç. Dr. Tosun Tosun ise ağız ve diş sağlığı hakkında bilgiler verdi. Brunch eşliğinde diş sağlığı ve sensodyne ürünleri hakkında bilgilendik.
“Sensodyne Hızlı Rahatlama ve Uzun Süreli Koruma” pek çoğumuzun rahatsız olduğu hassas diş, dişeti çekilmeleri, sıcak-soğuk-ekşi yiyecek ve içeceklerin tüketiminde yaşanan problemlere çözüm getiren bir ürün olmanın yanısıra, tam koruma sağlayan bir diş macunu.

Beslenme alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak, yiyeceklerin pişirilmesi, asitli ortamlarda saklanması nedeniyle ağız ve diş sağlığımız daha önemli hale geldi. Yediklerimizin tadına daha iyi varabilmek için sağlıklı dişler şart. Bu nedenle Sensodyne’in yeni ürünü ile ağız sağlığı konusuna dikkat çekmek istedim. Brunch sonrası ise Mert Güler eşliğinde klasik yoga ile rahatlama seansı proglamlanmıştı. Kısacık bir zamanda beynimin boşaldığını ve bedenimin ne kadar gevşediğini farketmek yogayı düzenli olarak yapmak konusunda beni isteklendirdi. Bakalım önümüzdeki dönemde bu konuya eğilebilecekmiyim.
Keyifli organizasyon için Sensodyne ağız sağlığı ürünlerinin üreticisi Glaxo Smith Kline firmasına ve Aylin‘e teşekkür ediyorum. (Fotoğrafta tarihi tutan benim…)

senso

OLIVIA’S PIZZERIA’DA 2. TADIM GÜNÜ-SALATA VE MAKARNA

24 May

olivia's

Geçikmiş bir teşekkür yazısı aslında bu yazım. 6 Nisan’da Olivias Pizza’da 2. tadım günü etkinliğine katıldım. Ama blogu güncelleyememe nedenlerimden bu yazıyı yazmaya da fırsatım olmadı. Daha önce bu lezzetli mekandan bahsetmiştim. (Bağlantıyı tıklayarak eski yazımı ve mekanın diğer yiyeceklerini görebilirsiniz) Nefis pizzalarından sonra bu defa harika salata ve makarnalarıyla buluşturdular bizleri. Ben Turgut Bey’e, Emre Bey’e ve mekanın tüm ekibine teşekkür ediyorum ve gerçek pizza ve leziz salata ve makarna alternatifleri için Olivias Pizzeria’yı denemenizi tavsiye ediyorum. Daha önceki yazımda belirttiğim gibi paket servisleri de var. web adresi: http://www.oliviaspizzeria.com/
olivias

GERÇEK İTALYAN TİRAMİSU – TARİHİ VE TARİFİ (TİRAMİSU KUP)

24 Eyl

Arayı kapatmaya çalışırken zaman geçip gidiyor, yoğunluğum azalsa da bilgisayar başına geçemiyorum, sanırım “hayat siz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir” sözü doğru, ben ki son derece planlamacı bir yapıya sahibimdir, (başak burcu olmamdan kaynaklanıyor olabilir) yazdan beri planlarımı sürekli ertelediğimi farkediyorum, geçici bir durum olmasını dileyerek, beklemekte olan ve yazmayı planladığım bir tarifi yazmaya başlıyorum:)
Bu tarif Yaz Daveti Soframızın son tarifi ve oldukça pratik ve şık bir lezzet olması nedeniyle Bir Demet Fesleğen Eda’nın ŞipŞak Tarifler etkinliğine gönderiyorum. Ayrıca pratik tarifler ve çalışanlar için tarifler için sayfamda yeralan aşağıda bağlantı adresi yeralan tarifleri de inceleyebilirsiniz.

Tiramisu benim en sevdiğim hafif bulduğum tatlılardan biri, ancak gerçek bir italyan tiramisu bazen cheesecake sevgimin önüne geçebilir. Daha önceki tiramisu tariflerimde bu tatlının anlamından da bahsetmiştim. Kelime anlamı “beni yukarı çek- beni kaldır” olan tiramisunun pek çok tatlı gibi, mutlu edici etkisi olduğu kesin. Ayrıca bu tatlının ortaya çıkışı da ilginç, Donatella Piatti’nin kaleminden şöyle anlatılmış…
En yaygın hikayeye göre, tiramisu ilk kez 17’nci yüzyılın sonlarında yapılmaya başlanmıştır, bu tatlı, Toscana Dükü III. Cosimo De Medici’nin birkaç günlüğüne taşınmaya karar verdiği Siena şehrinde doğar. Sienalı pastacılar dükün onuruna, asaleti temsil eden özellikler taşıyan bir tatlı hazırlamayı kararlaştırırlar. Bu, içinde basit ama lezzetli malzemeler bulunan, asiller hayatın tatlarını çok sevdiğinden aynı zamanda gösterişli ve afrodizyak bir tatlı olmalıdır. Böylece o zamanlar dükün onuruna yapıldığından “dükün tatlısı” adı verilen ve şimdi tiramisu denilen tatlı ortaya çıkar. Dük, Sienalı pastacıların el becerilerine ve tatlının lezzetine hayran kalınca, tarifi Floransa’ya götürür. Böylece “dükün tatlısı” iyice ünlenir, hatta şöhreti Toscana sınırlarını aşıp Venedik’e, oradan da tüm İtalya’ya yayılır. Asırlar geçtikçe de oradan tüm dünyaya…

Gelelim klasik İtalyan Tiramisu’nun tarifine;

Malzemeler: (4 kişilik)

-400 gr. mascarpone
-80 gr. şeker (4 yemek kaşığı kadar)
-4 yumurta
-12 adet savoiardi bisküvisi (kedidili)
-2 fincan espresso veya sert nescafe
-1 fincan kahve likörü
-2 yemek kaşığı toz kakao
– Üzeri için rendelenmiş beyaz çikolata

Yapılışı:

Yumurtanın beyazını sarısından ayırıyoruz. Yumurtaların sarısını şekerin yarısını ekleyerek beyaz ve köpüklü bir krema elde edinceye kadar karıştırıyoruz. Yumurtanın beyaz kısmını kalan şeker ile birlikte katı bir kıvama gelene kadar çırpıyoruz. Yumurta sarısı ve şeker karışımımıza bir spatula ile mascorpone peynirini ekliyoruz ve yumurta aklarını da ekleyerek, iyice karıştırıyoruz. Servis için ben kokteyl kadehlerimi kullandım, ayaklı başka bir kadeh de kullanılabilir. ( Böylece servis kolaylığı ve görüntü şıklığı için tiramisu kup yapmış oldum) Kadehlerin altına 1 tatlı kaşığı peynirli kremadan koyduktan sonra, espresso veya nescafemize kahve likörümüzü ekleyip, bu karışımda ıslattığımız savoiardi bisküvilerini (Bisküviler yumuşamış olmalı ama tamamen ıslak olmamalı, aksi takdirde eriyebilirler) kremanın üzerine yerleştiriyoruz. Sonra tekrar krema ve tekrar bisküvi ve son kat krema şeklinde kadehlerimizi dolduruyoruz. Servis yapmadan önce 1 saat buzdolabında bekletiyoruz. Üzerini kakaomuz ve beyaz çikolatamız ile süsleyerek servis yapıyoruz. Afiyet olsun…