Arşiv | Gezi RSS feed for this section

BOZCAADA KALESİ VE DOMATES REÇELİ

20 Kas

Bozcaada’ya gidipte, çeşit çeşit reçellerden yemeden dönülmez, 2 sene önceki gezimizden sonra eve dönünce hemen üzüm reçeli yapmıştım, o kadar beğenilmişti ki, çekirdeksiz üzümler bitmeden 3 kere daha yapıp, sevenlere götürmüştüm. Bu yıl da yine bol reçelli kahvaltılar yaparken, geçen yıl sözleştiğimiz üzere Panaroma Otel’in sahibesi Handan Hanım ile domates reçeli yapmaya karar verdik, ama gezimizin bayrama denk gelmesi nedeniyle, domates temin etmek zor oldu, temin edildiğinde de zamanımızın daralması nedeniyle, biz adayı keşiflerimize devam etmeyi tercih ettik. Böylece Handan Hanım’ın reçellerini yedik ve tarifi de ondan aldım. Bozcaada’da domates, üzüm, incir, karadut, ayva gibi meyvelerin reçellerini bulmak mümkün, gelecek yaz için Handan Hanım’ın da nefis reçellerini satışa çıkarmak düşüncesi var. Bozcaada’ya özgü bu nefis reçelin tarifi şöyle;

Malzemeler:

-40 adet domates (cevizden biraz daha ufak boyutta, sert domates)
-40 adet badem

-1,5 kg şeker
-1 yemek kaşığı limon tuzu
-5 kaşık kireç
-3 litre su

Yapılışı:

Kireç kaymağını hazırlayarak başlıyoruz reçelimiz yapmaya, kireci ve suyu karıştırıp 3-4 saat bekletiyoruz. Kireç dibe çöküyor ve üzerinde kalan suyu kullanıyoruz. Bu süre zarfında bademlerimizi ve domateslerimizi hazırlayabiliriz. Bademlerimizi haşlayarak, kabuklarını soyuyoruz ve bekletiyoruz. Domateslerimizin de kabuklarını soyuyoruz ve alt taraflarından minik birer delik açıp, elimizle sıkarak çekirdeklerini çıkarıyoruz. (Bu aşamada dikkat edilmesi gereken domateslerin fazla sıkılmaması, çünkü patlayabiliyorlar) Domateslerimizin üzerini kapatacak şekilde kireç kaymağı ile doldurup 2-3 saat kadar bu suda bekletiyoruz. Sonra domatesleri çıkarıp, 2 kez, kaynamış suda bekletip (veya direkt kaynatarak), kireçten iyice arındırıyoruz. Suyunu iyice süzdüğümüz domateslerin altındaki ufak deliklerden bademlerimizi, domateslerin içlerine yerleştiriyoruz. Tüm domateslerimizi hazırlayınca, şekerini ekleyip, bekletmeden kaynatıyoruz ve reçel kıvamını almasına yakın limontuzunu ekleyip, ocaktan alıyoruz. Oda sıcaklığına gelince kavanozlara boşaltabiliriz. Afiyet olsun…
Reklamlar

WWW.NESLOS.COM, UFAK BİR RİCA VE AĞVA

4 May
Bazılarınızın bildiği ve farkettiği gibi bir süredir http://www.neslos.com/ adresinde açılıyor artık blogum. Yılbaşında alınmış olan adresimi, yoğun geçen günler nedeniyle değiştirememiştim. Geçtiğimiz günlerde Aşçı Yamağı’nın da yardımıyla, yeni adresime geçtim. Arkadaşlarımın dediği gibi yeni ev ve yeni dekorasyon yapmış oldum ve alan adımla beraber şablonumu da değiştirdim. Bu da uzun süredir yapmak istediğim bir şeydi ve arada 1-2 kere başka şablonları kullandım ama sonra yine eskiye dönmüştüm. Şimdiki şablonumu beğenerek seçtim ve sizlerden gelen beğenilerle de içime daha bir sindi.

Şablon yenilemesiyle birlikte blogumda bazı yenilikler de yaptım;

-Menüyü yeniden yapılandırdım, daha detaylı bir menü için etiket bulutu oluşurdum.
-Yazılarımı takip etmek için e-mail adresinizi girerek abone olabileceğiniz, abonelik bölümünü oluşturdum.
-Rastgele bölümünü ekledim. Bu bölümdeki bağlantıyı tıklayarak rastgele seçilmiş bir tarifi görüntüleyebilirsiniz, yani biraz oyun oynamak gibi, ufak eğlencelik bir bölüm oldu.
Bu yeniliklerle birlikte Alacarte’ye bağlantı vermiş olan blog sahibi arkadaşlarımdan ricam, adresimi hem bağlantı adreslerinde hem de eğer kullanıyorlarsa Bloglines’da güncellemeleri, sayfamın okuyucularından ise yeni sayfa adresimle takip etmeleri.

Gelelim yukarıdaki fotoğrafa… Geçen hafta 23 Nisan’da bizde çocuk bayramımızı kendimize göre kutlayalım dedik ve Aşçı Yamağı ile Ağva’ya doğru keşfe çıkmaya karar verdik. Aslında daha önce de 1-2 kere niyetlenmiş ama havalar ve başka engeller nedeniyle iptal etmiştik. Bu defa yola çıkınca nihayet gidiyoruz diye çok sevindim.
Ağva aslında çok uzak değil İstanbul’a, 90 km olduğu yazılmış tanıtım sayfalarında ama Şile’den sonra yol kötü olduğu için düşündüğümüzden uzun sürdü Ağva’ya ulaşmak (2 saat kadar), bu nedenle günübirlik gittiğimize biraz üzüldük ama sonuçta tekrar gitmek için ön bilgileri toplamış olduk. Ağva iki nehir arasında kurulmuş köy anlamına geliyormuş, fotoğrafta görülen yer de Göksu Nehri. Göksu Nehri boyunca sıra sıra kurulmuş otellerden sonra özel konutlar yeralıyor. Otellerin kafe ve restoranlarına dışardan da gelebiliyorsunuz. Göksu Nehri’ni dolaşmak için tekne gezilerinin yanısıra, deniz bisikleti veya sandal kiralamanız mümkün. Biz Aşçı Yamağı ile sandal kiralamayı tercih ettik. Sabah saatlerinde kapalı olan hava, biz kahvaltımızı yapıncaya kadar açtı ve güneşin altında kürek çekerek Göksu sefası yapmış olduk, tabi benim şemsiyem, Aşçı Yamağı’nın ise fesi eksikti:)
Ağva doğal güzelliklerle dolu bir yer, gördüğüm kadarıyla çok da güzel oteller kurulmuş, ancak bence hizmet anlayışı çok oturmamış, cafe ve restoranlardaki yiyecekleri de çok beğenmedik maalesef, tabi tatil nedeniyle kalabalıktan kaynaklanıyor olabilir ama herşeye rağmen Ağva görülmesi gereken bir yer, benim tavsiyem, en az 1 gece kalacak şekilde program yapmanız yol yorgunluğu çekmemek için. Yolun uzunluğu, yiyeceklerin lezzetsizliğine rağmen Ağva’yı keşfetmekten çok mutlu olduk ve gezilerimiz yeni keşiflerle devam edecek….

2007 NASIL GEÇTİ

3 Oca

2007 nasıl geçti….

2007 bitmişken ufak bir muhasebesini yapmadan 2008’e başlamak istemedim. 2007 benim için yeniliklerle geçti, en önemli yenilik blogumu açmam oldu…Blogumda günlük hayatımdan çok şey paylaşmıyorum aslında ama bu yılın ufak bir özeti ilerde bana 2007’de neler olmuştu sorusunu cevaplayacak. Blog tutmanın en güzel tarafı bu aklınızdakileri kayıda alıyorsunuz,üstelik paylaşıyorsunuz..
Yılın özetinde öncelik gezilerde yukarda görüyorsunuz, bu sene Polonezköy’e, Muğla’ya, Çanakkale’ye, Ayvalık’a, Sedir Adası’na, Saklıgöl’e, Bozcaada’ya, Kaz Dağları’na, Adatepe’ye, Kartepe’ye ve Roma’ya gitmişim.
Blogu açmamdan bu güne geçen 10 ayda 110 tarif yazmışım. Neler mi pişirmişim?
Çorbalar, zeytinyağlılar, salatalar…
Kurabiyeler….
Cheesecakeler….
Börekler, ekmekler, kişler, çörekler, poğaçalar….
Etli, tavuklu, balıklı lezzetler, pilavlar, makarnalar, sebze yemekleri dolmalar….

Kekler, tartlar, reçeller, likörler, güllaçlar, tatlılar, çikolatalar

ROMA VACANZE – ROMA TATİLİ İLE 2007’YE VEDA

30 Ara

2007 bitti… Şimdi bizleri yepyeni başlangıçlar, heyecanlar, mutluluklar, paylaşımlar ve lezzetler için bekleyen 2008 var. Ben herkese güzelliklerle dolu bir yeni yıl diliyorum ve Roma tatilinden bahsetmek istiyorum.
Aşçı Yamağı ile çok uzun süredir yapmak istediğimiz bir tatili Bayram tatilini fırsat bilerek gerçekleştirdik. Daha önce bahsettiğim gibi bir zamanlar İtalyanca öğrenmiştim biraz, geçen zaman içinde maalesef birazın azı kalmış bana ama o zamanlardan beri İtalya gezisi yapmak istiyorduk ve nihayet Roma’ya gittik, iyiki gitmişiz. Herşeye rağmen italyancam bize yardımcı oldu ve gezinin sonunda Aşçı Yamağı’da 3-5 kelime italyanca konuşur oldu.
Dört günlük Roma tatili hergün 7-8 saat yürüyerek geçse de bizi dinlendirdi. Yazıma bu başlığı vermemin de özel bir sebebi var. Audrey Hepburn ve Gregory Peyk’in başrollerinde olduğu klasikler arasında yerini almış “Roman Holiday-Roma Tatili”filmini çok seviyor olmam. Roma sokaklarında da bol bol ürünlerini gördüğümüz filmin çekildiği yerleri gezdik ve İspanyol Merdivenleri’ndeki bilinen resmin magnetini bile aldık. Fontana di Trevi – Aşk Çeşmesi’ne bozuk para atıp Roma’ya tekrar gitmeyi diledik. Vatikan ve Collesioum’u gezdik. Roma sokaklarına hayran kaldık, çünkü Roma’nın merkezinde alışveriş merkezi yok ve şehrin heryerinde meydanlar ve civarındaki sokaklarda her türden mağazalar ve yoğun bir hareketlilik vardı. Via Condotti’de tüm ünlü markaların mağazalarının yanısıra Via del Corso’da alişveriş yapabileceğimiz dükkanlar bulduk. İtalya’ya gitmenin en güzel taraflarından biri de bu ülkede aç kalma olasılığımızın olmaması, adım başı sıralanmış pizzacıların yanısıra İtalyan Mutfağı’nın diğer lezzetlerini yiyebileceğiniz restoran ve cafeler mevcut. Ayrıca çok renkli pazarlar gördük hatta bir tanesinde tüm meyvelerin kurutulmuş halleri mevcuttu, ben de dayanamayıp panettone yapmak üzere az miktarda aldım bunlardan. Tabi noel zamanı gitmemiz şansımız oldu, tüm sokaklar, evler, balkonlar süslenmişti, heryer Atatürk Çiçeği diye bildiğimiz yeniyıl çiçekleriyle bezenmişti. Tüm marketlerde de pandoro veya panettone denilen noel kekleri satılıyordu, en kısa zamanda bu ekmek-keklerden deneyip sizlerle paylaşmak istiyorum. Ülkemizde göremediğimiz çeşitte, şekilde ve lezzetde makarna, risotto karışımları, çeşit çeşit meyve ile aromalandırılmış limoncelolar da Roma’nın keyiflerindendi. Sık sık karşılaştığımız cafelerde İtalyan kahvesi içmek ise ayrı bir keyif oldu. Bu kadar çok anlattıktan sonra, farklı bulduğum lezzetlerin, beğendiğim yerlerin görüntülerini sizlerle paylaşarak, hepinize Roma tatilimiz tadında bir 2008 diliyorum. MUTLU YILLAR!!!!!!!!!!!!!

KAZ DAĞLARI, ÖNGEN COUNTRY HOTEL VE TATİLDEN KALANLAR

25 Eyl
Kaz Dağları….

Tatil yazılarıma ara vermiştim, şimdi diyeceksiniz bu kız çok gezdi, ama 1 hafta tatil yaptığımızı daha önce yazmıştım. Bozcaada tatilimiz günlüğümde yeraldı, Kaz Dağları’nı yazmamam olmazdı. Bu doğa harikası yeri görmenizi tavsiye ederim. Belki de bayramı sevdiklerinizle burada geçirmek istersiniz, sizlere fikir olur diye daha fazla geciktirmeyeyim dedim, hem belki doğumgünü meyvelerinden de sıkılanlar olmuştur. Kaz Dağları gerçekten yeryüzü cenneti, yeşilin her tonu mevcut, tertemiz hava, çeşit çeşit çam ağacı, buz gibi kaynak suları ve tarifsiz çam kokusu… Beni en çok fotoğrafını çekemediğim çam kokusu mutlu etti, aşçı yamağı ise buz gibi kaynak suyunu unutamıyor.
Kaz Dağları’nda Öngen Country Hotel’de kaldık. Verdiğim bağlantıdan otel, Kaz Dağları, Yeşilyurt Köyü, yakın çevrede görülebilecek yerler ve yapılabilecekler için detaylı bilgi bulabilirsiniz. Oteli Zuhal ve Mehmet Öngen çifti oğulları ile birlikte işletiyorlar. Otel ve Kaz Dağları için verdikleri yoğun çabanın hikayesini de siteden okuyabilirsiniz. Mehmet Öngen bölgenin korunması için mücadele veriyor, umarım onun ve arkadaşlarının çalışmaları sonuçsuz kalmaz ve Kaz Dağları zarar görmez. Niye böyle yazdım derseniz; Kaz Dağları’nda altın aranıyor ve yapılan sondajlarla doğal kaynak suları bulanıklaşmış bile ve üretim yapılacak olursa doğanın çok şey kaybedeceği çok açık…

Kaz Dağları’nda mutlaka yapmanızı tavsiye edeceğimiz milli park gezisi. Bu gezileri rehber olmadan yapamıyorsunuz, biz de Mehmet Bey tavsiyesi ile Durmuş Çakıcı’yı bulduk. Durmuş Bey son derece aydın, tarih ve bölge konusunda çok bilgili ve çok tatlı dilli bir insan. Telefon numarası 0 266 387 33 34, 0 266 388 10 67 ve 0 535 551 59 73, tura katılmak isterseniz mutlaka önceden arayıp, randevulaşın, yoksa Milli Park’a giremeyebilirsiniz. Bizim milli park turumuz ve rehberimiz Durmuş Bey ile yine bölgede gezebileceğiniz Yeşilyurt Köyü ile Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nin fotoğrafı da aşağıda.

Aşağıdaki gün batımını ise kısacık Ayvalık gezisinde Şeytan Sofrası’ndan dönerken çektik. Ayvalık’ı çok şehir havasında bulmamıza rağmen bu fotoğrafı çok beğendiğimiz için paylaşmak istedim.


Eeeee yemek günlüğü, yemeksiz olmaz. Tatilde yediğimiz ve görüntülediğim birkaç lezzet de aşağıda. İlki Cunda’da yediğimiz rum böreği, ikincisi Yeşilyurt Köyü’ndeki nane reçelli lor tatlısı, diğerleri ise taze kekikli nefis salata ve bildiğimiz çupra…. Rum böreği ne derseniz; dilimlenip kızartılan patlıcan dilimlerinin üzerine dereotlu lor peyniri karışımı konulup, fırında üzeri kızartılan bir meze. Öngen Otel’in zarif sahibesi Zuhal Hanım’ın tarifi ile kabak borani ise çok yakında…Afiyet olsun….

BOZCAADA, PANAROMA OTEL ve ÜZÜM REÇELİ

12 Eyl
Bozcaada… Biz bu boz adaya aşık olduk, 2 senedir gidiyoruz ve gitmeye de devam edeceğiz sanırım. Tatil rotamızı Bozcaada’dan başlattık, çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla 2 gün adada kaldık. 2 senedir adadaki adresimiz Panaroma Otel. Sahipleri Handan ve Ayhan Ermiş çifti oteli evleri gibi görüyorlar ve bizleri de evlerine gelmiş misafirler gibi ağırlıyorlar. Otel 6 odalı bir butik otel, baştan sona şık, ince bir zevkle dekore edilip, döşenmiş, kendinizi evinize gelmiş gibi hissediyorsunuz. Aşağıda otelin balayı odasının (odada kalma şansını yakaladığımızı da belirteyim) ve odanın balkonundan Bozcaada’nın fotoğraflarını görebilirsiniz. Verdiğim bağlantıda daha detaylı fotoğraf ve telefon numaraları mevcut. Otel adını adanın panoramasını gösteren konumundan alıyor, Bozcaada’ya gitme planınız varsa, Panorama’da yer aramanızı öneririm.

Gelelim üzüm reçeline; Handan Hanım, zevkli olduğu kadar becerikli de, kahvaltıdaki reçelleri, kurabiyeleri kendisi yapıyor ve çok lezzetli şeyler ortaya çıkıyor. Geçen seneki ziyaretimizde üzüm reçelinin tarifini vermişti bana ve İstanbul’a döner dönmez yapmıştım, ilk seferinde deneme amaçlı az miktarda yaptığım reçeli, beğenilmesi üzerine üzümler bitmeden 3 kere daha yaptım. Kolajda görülenler ise, domates reçeli, ayva reçeli, karadut reçeli ve portakal reçeli, ayrıca kurabiyeler ve zengin kahvaltı masası.

ÜZÜM REÇELİ

Malzemeler:

-1 kg çekirdeksiz üzüm
-1 kg toz şeker
-1 tatlı kaşığı limon suyu
-1 paket vanilya

Yapılışı:

Üzümleri salkımdan tek tek koparıp yıkadıktan sonra, bir tencereye koyup, kısık ateşte suyunu iyice bırakana kadar pişiriyoruz. Sonra suyunu süzüp, üzümleri ayırıyoruz ve üzümlerin üzerine şekeri ekleyip kaynayana kadar pişiriyoruz. Reçel kıvamını alınca limon suyu ve vanilyasını ekleyip ocaktan alıyoruz. Soğuyunca kavanoza koyup, kahvaltı masalarımıza çıkarıyoruz. Afiyet olsun…

KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM; SAKLI GÖL VE KARAMELLİ CHEESECAKE

10 Eyl
Sonunda toparlandım ve kaldığımız yerden devam ediyorum. Geçen bir haftada tatil sonrası işler ve yazın bitişinin hüznünü üzerimden atmaya çalıştım ve artık hazırım. Sizler nasıl hissediyorsunuz bilmem ama ben yeni yıla yaz bitince başlıyormuş gibi hissediyorum ve yaz bitişini atlatmam uzun sürüyor. Havalar değişiyor, okullar açılıyor, kış hazırlıkları başlıyor böyle olunca da yeni bir döneme başladığımızı hissediyorum ki, genelde de öyle oluyor.
Tatil öncesi yazımda Muğla’dayken gittiğim yerlerden bahsetmiştim. Saklı Göl’de bunlardan biri, Marmaris tarafında Sedir Adası’na giderken oklarla ulaşabileceğiniz bir yer ve yolunuz düşerse mutlaka görmenizi öneririm. Doğa muhteşem ve çok güzel bir tesis yapılmış, hamaklar, ağaçlar, restoran, göl harika. Sedir Adası dönüşü anne ve kızları ekibi olarak gittik tabi yanımızda sevimli ve yaramaz bir ufaklık da vardı, gerçi orada geçirdiğimiz sürede uyuyarak, bizim rahat sohbet etmemize ve iyice dinlenmemize imkan sağladı. Saklı Göl’deki Meşşk Cafe Restoran’ı çok beğendik, yemekler ve sunumlar harikaydı, aşağıda balık dolma ve kızarmış dondurmanın fotoğrafı var, balık kavurması, salata ve balık çorbasını ise açlığımızın telaşı ile yemeden görüntüleyemedim ama sunumun ve lezzetin süper olduğunu söyleyebilirim. Yemekten sonra ise kısa göl yürüyüşümüz yapıp, hamakların keyfini çıkarıp eve döndük. Gidilecek yerler listesine eklemenizi tavsiye ederim.

Tabi ekip toplanınca boş durmadık, güzel ve yeni tarifler yapıp, lezzetlerini paylaştık. Karamelli soğuk cheesecake de bunlardan biri. Tarifi Selda’da gördüm ve hemen denenecekler arasına aldım ve Muğla buluşması olunca tarifi orda denedik, Selda’nın ki kadar güzel görünmüyor ama gayet lezzetli ve yaz sıcağında tavsiye edilebilecek bir tatlı. Orjinal tarife verdiğim linkden ulaşabilirsiniz, ben yine de ekliyorum.

Malzemeler:

– 250 gr un haline getirilmiş kakaolu büskivi
-150 gr eritilmiş tereyağ
– 2 yemek kaşığı esmer şeker
– 20 gr tereyağ(karamel sos için)
– 300 ml krema
– 50 gr sütlü çikolata
– 3 çay kaşığı gelatine
– 60ml su
– 500 gr labne peynir
– 1/2 cup pudra şekeri
– 2 paket Mars ve 2 paket Metro çikolata

Yapılışı:

Büskivileri un haline getirdikten sonra eritilmiş yağ ile karıştırıp kalıba iyice bastırarak yayıyoruz ve üstünü hazırlayana kadar buzdolabında bekletiyoruz. Esmer şeker , 20 gr tereyağı ve 2 yemek kaşığı kremayı küçük bir tencerede düşük ateşde şekerler eriyinceye kadar karıştırıp bekletiyoruz. Çikolata ve 2 yemek kaşığı kremayı da çikolata eriyene kadar düşük ateşde karıştırırıp hazırlıyoruz. Jelatini 60 mlsu ile benmari yöntemiyle ısıya dayanıklı bir kapda eritiyoruz. Çok sıcak ama kaynamayacak bir kıvama geldiğinde kapatıp ve 5 dk soğumasını bekliyoruz.

Ön hazırlıklarımızı tamamladık. Labne peyniri ile pudra şekerini çırpıyoruz. Başka bir kapta geriye kalan kremayı yumuşak ve köpüklü bir kıvam alıncaya kadar çırpıyoruz. Peynirli karışımı, çırpılmış kremayı, jelatini ve ufak parçalara böldüğümüz mars ve metro barları ekliyoruz. Büskivilerin üzerine bu karışımın yarısını döküyoruz ve esmer şeker ile yaptığımız sosun yarısı ile eritilmiş çikolatanın yarısını döküp bir bıçak yardımıyla ileri geri çizerek mermer görüntüsü oluşturuyoruz. Daha sonra peynirli karışımın kalan kısmını koyup, yine şeker ve çikolata soslarını koyup aynı mermer görüntüsü işlemini tekrarlıyoruz. 3 saat buzlukda beklettikden sonra servis yapabiliriz ama tüm cheescakeler gibi 1 gün sonra servis yapılırsa lezzeti çok daha güzel oturmuş oluyor. Afiyet olsun…